Aramayı tamamlamak için enter'a basınız.

Bilgi talebi

Yatırımcı ilişkileri
anketi
Dijital danışmana sorun Dijital
danışmana
sorun
Logo Blog
Logo Blog
0

Bir Logo Yazılım Çalışanının Kaleminden: Logo’daki İlk Aylarım

Logo’da Teknoloji serimizin bu bölümünde, bir Logo Yazılım çalışanının kaleminden kendi hikayesini okuyacaksınız. Logo Yazılım’da Yazılım Geliştirme Danışmanı olarak çalışan Serkan Konakçı, Logo’daki ilk aylarını pek çok teknik süreci de içinde barındıran, akıcı bir kurguyla paylaşıyor. Bir yazılımcının mesleğiyle ve çalıştığı şirkete ilk dönemlerindeki bakışıyla ilgili bu etkileyici hikayeyi, Serkan Konakçı’nın kaleminden Logo Blog olarak sizlerle paylaşıyoruz.

Öncesi biraz karışık ve kalabalık. Kısaca bahsetmek gerekirse, Ankara’da doğup büyüdüm. Oradaki ajanslarda, işin mutfağında başladım bu işe. Ankara Üniversitesi, TÜBİTAK, Turkcell Danışmanlığı, Monitise, HepsiExpress derken Logo’nun ilk Front End Architect’i oldum.

Hemen hemen bütün yazılım süreçlerinde bulundum. UX/UI tasarım aşamalarından tutun da veritabanı kümeleme (database clustering) işlerine kadar merak ettiğim bir çok konuda deneyimlerim oldu. Logo ise deneyimlerinden faydalanabileceği, tasarım ekibinin yarattığı o süper tasarımların üstesinden gelebilecek ekip arayışı içerisindeydi. Projeyi beğendim ve Logo ailesine katılmaya karar verdim. Ekiple hızlı bir şekilde kaynaştık, birlikte birçok şeyi başarabileceğimize inandık. Gerçi işin bu kadar zorlu olacağını tahmin etmiyordum.

Logo’da yetenekli ve istekli bir UX tasarım ekibi vardı ve harika işler çıkarmışlardı. Bunları hayata geçirecek ön yüz programlama açılımını yaparken, her işletmede olduğu gibi zaman ve maliyet ilkelerini göz önüne aldık. Bizi çok iyi destekleyebilecek, yılların birikimine sahip başarılı bir “back-end” kadrosu vardı. Bu ekibin geçmiş tecrübelerinden faydalanarak en hızlı ve etkili bir mobil prototipi nasıl hazırlayacağımız konusunda sıkı bir araştırma yaptık.

Ürüne ait ekran görüntüleri Invision üzerinde prototiplenmiş olarak bekliyor, adeta bıyık altından bizlere gülüyordu. Bu tasarımları gerçekleştirmek, hele mobil uygulama olarak çıkarmak çok da kolay olmayacaktı.Bu kadro ilk defa bir mobile uygulama üretecekti. Tasarımcı, aklına ne geldiyse hiç çekinmeden çizmiş, görsel olarak herkesi memnun etmişti. Ama işin bir de uygulama aşaması vardı. Birkaç toplantının ardından Yazılım Mimarlığı Direktörümüz (Chief Software Architect) İsmail Duran’ın yönlendirmesi sonucu Ionic Framework ile mobile uygulama geliştirme kararı aldık. Alternatifler arasında NativeScript ve React Native de vardı. Ancak ekipteki arkadaşların Angular.io ile olan deneyimini göz önüne alarak, tasarıma en yakın çıktıyı alabilmek adına ve daha esnek olabileceği düşüncesi ile Ionic Framework tercih sebebimiz oldu.               

Biraz daha teknik detay

Bu prototiplerin çıkarılmaya başlama aşamasından, hatta biraz daha öncesinden de bahsetmek istiyorum. Olaylar Logo Yazılım’ın kurucusu Tuğrul Tekbulut’un vizyonuyla başlamış. O zamanlar ben yoktum tabi, yani henüz Logo’da yoktum ☺. Tuğrul Bey kullanıcı odaklı ürünler yaratmak, UX ve ön yüz becerilerini geliştirmek ve yeni ürün süreçlerini daha iyi hale getirebilmek için bir çalışma başlatmış, bununla ilgili birçok makale, kitap ve önerilerde bulunmuş. Hatta bu iş için bir ekip bile kurmuş.

Ekip, bir sistem geliştirmiş; fikirden yazılıma kadar geçen tüm süreci haritalandırarak her aşamayı görselleştirmiş, oyunlaştırmış ve okunabilir hale getirmiş. Tabi bu da bir beceri ve kültür ile gelmiş. Aslında Logo, daha önce de bu tarz ivmelenmeler ile kendini güncel tutmuş, LAPİS gibi kendine özgü agile metodoloji geliştirmiş ve bunu yaygınlaştırmış.

Projeye ait Story Map, Layer Map, Empathy Map’ler UX Lab içerisinde asılmış bir vaziyette bize süreç boyunca yol gösterecekler.İşte bu da bizim sevimli JOURNEY projemize ait User Map’ler.

Journey demişken biraz da nedir, ne değildir kısaca bahsetmek isterim. Bu proje, kurumlar ile çalışanlar arasındaki bağı kuvvetlendirerek, çalışanlarını seven kurumlar, kurumlarını seven çalışanlar yaratmayı hedeflemektedir. Çalışanlar kurum içerisinde ne oluyor ne bitiyor izleyebilecek, ayrıca yönetimsel işlemleri ve diğer ihtiyacı olabilecek işleri mobil olarak gerçekleştirebilecekler. Kurumsal organizasyon şemasını görüntüleyebilecek, kendine bir karakter oluşturup sosyal paylaşımlarda bulunabilecek, ödül sistemi ile birçok hediye kazanabilecekler.

Kısacası Logo’lu olmak, Logo’da çalışmak için birçok nedenim var. Buradaki bir aylık deneyimle, yeni şeyler öğrenmenin keyfinin yanı sıra, kendini yenilemekten çekinmeyen, startup havasını yitirmemiş ama aynı zamanda oturmuş bir kurumda çalışıyor olmak gerçekten mutluluk verici.

Ekiple kaynaşma

Süreci yönetmek aslında sürecin kendisi kadar zor bir iş. Ekibin bir kısmı İzmir’de, bir kısmı da Gebze ofisinde geliştirme yapacak şekilde konumlandırılmış. İletişim yine her zamanki gibi, her şeyden önemli. Bilgi birikimi, edinilmiş tecrübelerin paylaşımı için de sürekli iletişim halinde olmamız gerekiyor. Bu yönden çok şanslıyız, çünkü hem teknolojik desteğimiz tam (telekonferanslarla) hem de güzel İzmir’in güzel insanlarını ziyaret ederek tatil havasında kod geliştirme şansı buluyoruz.

Gittiğimizde çok hararetli konuşmalar da vardı, çok uyumlu olanlar da. Farklı fikirler zaten bu işin bir parçası, olmazsa olmazı. Hepimiz aynı şekilde düşünüyor olsaydık bu işin rengi gri olmaz mıydı? Özetle çok renkli bir atmosferde UX ekibi hazırlamış olduğu “User Map”leri proje ekibine tanıttı. Herkes fikirlerini söyledi, notlar alındı ve bu yönde iyileştirmeler yapıldı. Bu da zaten bu işin bir parçasıydı.

Ve geliştirme sürecine başladık. Birçok zorluklarla karşılaştık bunların üstesinden gelmek için videolar izledik, eğitimler satın aldık, blog’ları takip ettik.

Logo Yazılımın yalın üretim felsefesinden esinlenerek geliştirdiği, iyileşme odaklı çevik ürün geliştirme metodolojisi olan LAPİS ile de tanışmış oldum. Bu da bir ilkti benim için. Daha önce farklı firmalarda “scrum” ekipleriyle çalışmıştım. Özellikle startup ekiplerinin olmazsa olmazlarından biridir scrum. Gelişmiş ekiplerde de çok yaygın, günümüzde “waterfall” artık eski bir yöntem. Firmalar, mevcut kaynakların bir an önce çıktı üretmesini, elle tutulur gözle görülür bir şeyler olsun da buna göre bütçe hesaplaması yapalım istiyorlar. Bunu TÜBİTAK yıllarımda biri çok güzel özetlemişti bana: “Çok açsın, restorana gittin ve en sevdiğin ana yemeğin bir an önce sana gelmesini bekliyorsun. O güzelim yemek bir türlü gelmedi mi? Daha fazla beklemez kalkar gidersin. Oysa ara yemekler sunsalar hoşuna gitmez miydi?”. Beklediğine değsin istiyorsan, bu seni sabırla beklemeye itiyor. LAPİS de bizim ekipte bu görevi üstleniyor.

Önce ihtiyacı belirliyor, işi story dediğimiz parçalara bölüyor ve her sprintte bir story’yi bitirmeye çalışıyoruz. Çok etkili bir yöntem. Daha önce uygulama geliştirmede bunu denemediyseniz yöneticinizden Logo’daki UX süreçlerinin nasıl yönetildiğini öğrenebileceğiniz bir eğitimi, mutlaka talep edin derim. Dinlerken, “Bunu da mı göz ardı etmişiz!” diyeceğiniz unsurlar bulacaksınız.

Yazan: SERKAN KONAKÇI / Yazılım Geliştirme Danışmanı